top of page

MENĀḲIBÜ'L-ḲUDSİYYE'DE BĀBĀʾĪ BAŞKALDIRISI'NIN KÖKENİNİ

1 Eyl 2024

Muhammet Fatih Vergili yazdı.


Yazının Editörü: Edanur Şekercioğlu



NOTLAR

 

Bu makalede yer alan transliterayonu yapılmış ifadeler, doğrudan makalenin yazarına ait olup, transliterasyona kaynak olarak orijinal yazma eserin Mertol Tulum'un "Tarihî Metin Çalışmalarında Usul: Menâkıbu’l-Kudsiyye Üzerine Bir Deneme" adlı eserindeki tıpkıbasımı kullanılmıştır. Tulum'un yapmış olduğu transliterasyon ile bu makalenin yazarının yapmış olduğu transliterasyon bazı noktalarda farklılık arz etmektedir.



Transliterasyon sistemi olarak, aşağıda belirtilen çizelgedeki sistem kullanılmıştır:

 

 

GİRİŞ


Bu makaleye konu olan Menāḳıbü'l-Ḳudsiyye fī Menāṣibi'l-Ünsiyye adlı eser, Türk tarihyazımında Bābāʾī İsyanı tartışılırken temel kaynak olarak kullanılmakta ve Bābāʾī meselesi etrafında şekillenen literatürde bazı tartışmalara yol açmış olduğu görülmektedir. Bu tartışmaları bir kenara bırakıp söz konusu eserden bahsedilecek olursa, eserin el yazmasını, Necati Elgin tarafından Karaman'da satın alındığı, Konya Müzesi'ne götürüldüğü ve Mehmet Önder'in makalesi aracılığı ile akademik camiaya tanıtıldığı, yaklaşık otuz yıl sonra -1987’de- Ümit Tokatlı tarafından da bir doktora çalışmasında ele alındığı bilinmektedir (Erünsal 2004). Eser, -Mehmet Önder’in çalışmasından sonra Ümit Tokatlı’nın eserinden önce- Abdülbaki Gölpınarlı (1972) tarafından incelenmiş, Mevlânâ Müzesi Yazmalar Kataloğu'nda listelenmiştir ve Bābāʾī Olayı’nı anlamak için temel referans kitabı olabileceği görüşü ileri sürülmüştür (s. 417-420). Elyazması eser, Ahmet Yaşar Ocak ve İsmail E. Erünsal tarafından tam metin olarak transkribe edilmiş ve incelenmiştir [1]. Bu iki tarihçinin çalışması, Mertol Tulum'un eleştirilerini beraberinde getirerek konuyla ilgili akademik tartışmalara yol açmıştır. Söz konusu tartışmaların içeriği bir kenara bırakılırsa, Tulum'un (2000) eleştiri kitabının, literatüre ciddi düzeltmeler sağlama potansiyeline sahip olduğu ve bu makale için ana referans kaynağı olarak kullanıldığı belirtilmelidir.


Bābāʾī İsyanı'ndan yaklaşık yüz sekiz yıl sonra yazıldığı anlaşılan Menāḳıbü'l- Ḳudsiyye, klasik menakıpname çerçevesinin biraz dışında kalmakta ve geçmişi haklı çıkaran bir 'aile tarihi' izlenimi vermektedir [2]. Eserde Bābāʾī Olayı anlatılmakta ancak bu olay hakkında ayrıntılı bilgi verilmemektedir. Dolayısıyla, bu dönem hakkında çalışma yapan bazı modern tarihçilerin -açıkça veya dolaylı olarak- belirttiğinin aksine, bu eser Bābāʾī İsyanı'nı anlamlandırmak için bir temel kaynak kitabı olarak kullanılamaz çünkü bu eserden yeterli veri elde etmek mümkün değildir. Bu durumun altı çizildikten sonra belirtilmelidir ki metnin yazarının bu isyanı nasıl algıladığı konusunda bazı ipuçları, satır arası ifadelerden tahmin edilebilir. Anlaşıldığı üzere, metin, bu olayda isyanın öznesi olan kitleler için daha affedici bir üslup kullanmakta ve başkaldırının, merkezi otoriteden kaynaklanan bazı sorunlar nedeniyle ortaya çıktığını belirtmektedir.

 

Satır Arasını Okumak: Metine Göre İsyanın Olası Nedenleri


Bazı varaklarının hasar gördüğü Menāḳıbü'l-Ḳudsiyye, Elvān Çelebı̇̄ [3] tarafından 760 yılında kaleme alınmıştır. Bu tarih, kitabın iki yerinde geçmekte olup, kitabın son kısmında şu mısralar ile ifade edilmiştir: "İrdi encāma Nāme-i Ḳudsī / Oldı tārīḫ heftsad u sı̇̄ sı̇̄" (Tulum, 2000, s. 650). 101b numaralı varaktaki dizeden de anlaşılabileceği üzere, kitabın yazılış amacı -tüm metin boyunca da imâ edildiği üzere- Bābāʾī Olayı ile bağlantılı grup ve bireylerin temize çıkarılmasıdır: “Bu menāḳıb ki bunda ʿarż oldı / Dile geldi yegān yegān aḳrān / Cedd-i aʿlā vü cedd-i esfelde / Kimse ḳalmadı ḳılmadı cevlān / Ḥażret-i Şeyḫ'i vü feżāyilini / Bu menāḳıb ḳılur ʿayān u beyān” (Tulum, 2000, s. 585).


Orijinal nüshanın 28a/b varaklarında belirtildiğine göre Sultan II. Keyhüsrev, Bābā İlyās’ın önderliğinde toplanan kitleye saldırmaya karar verir. Bir sonraki varakta, Bābā İlyās’ın müritlerine hitaben yapmış olduğu konuşmaya yer verilir. Bu konuşmada Bābā, Selçuklu padişahının eşiğinde dört ahlaki değerin 'süründüğünü' söyler: ʿilm , ḥilm , sa'ādet ve merdı̇̄ (Tulum, 2000, s. 294-296). II. Keyhüsrev’in, Bābāʾīller tarafınca sultanlığa layık görülmediği anlaşılmaktadır. Bābā’nın eleştirileri, II. Keyhüsrev’in daha on sekiz yaşında ve de keyfine düşkün biri olduğu göz önünde bulundurulduğunda, anlaşılabilir bir hâl almaktadır.


Eserde, II. Keyhüsrev'in babası ve önceki sultan olan I. Keykubad'ın Dede Ġarḳın ve Bābā'yı ziyaret ettiğinden [4] ve Bābāʾīlere önemli tahsisatlar yaptığından bahsedilir. Her ne kadar Sultan'ın saygısı, Bābāʾī gruplarının devletten uzaklaşmasını engelleme arzusu -yani merkezî otoritenin bu sınır topluluklarını 'siyaseten' yakın tutma arzusu- olarak yorumlanabilirse de böyle bir yorumun metnin değil bizim yargımız olacağı unutulmamalıdır. Metin, bunu kanaati doğrudan ifade etmemekte, sadece şeyhlere yapılan ziyaretlerden, tahsisattan ve bazı ‘mucizeler’den bahsetmektedir (Tulum, 2020, s. 198-205 & 257-261). Ancak burada önemli bir nokta var ki, Sultan I. Keykubad'ın tekkeyi ziyareti sırasında Elvān Çelebı̇̄ [5] , memurlardan birinden aşağılayıcı bir şekilde bahseder. Çelebı̇̄’nin bu tavrı, Bābāʾī grupları arasında, merkezî Selçuklu yönetimini temsil eden kişilerle ilgili ciddi huzursuzluk/şikâyet olduğunu gösterir. Bu huzursuzluğun, somut/rasyonel kaynaklarını metinde tespit etmek zordur [6].


Menāḳıb’ın 32a numaralı varağında Bābāʾī gruplarının (Bābā İsḥāḳ liderliğindeki) başkaldırısı “Türk u şehrı̇̄ ḳamu aña uyalar / Şehr u ḳalʿa ḳamu sizüñ diyeler” şeklinde izah edilmektedir” (Tulum, 2020, s. 306). Burada sadece metnin bakış açısı değerlendirildiğinde şehirlilik ve şehirlilik-karşıtı Türkmenlik (yani köylü veya göçebe Türkmenliği) olgusunun bu isyanda ortak roller paylaştığı düşünülebilir [7]. Bu açıdan bakıldığında her iki yaşam tarzındaki insan gruplarını isyana teşvik eden ortak etkenlerin var olduğu öne sürülebilir. Bu etkenlerin neler olabileceği konusu ise tamamen tarihçilerin sezgilerine kalmıştır. Zira, metinde herhangi bir nedenden açıkça bahsedilmemektedir. Sadece, Türklerin ve şehir halkının isyana ortaklaşa katıldıkları ifade edilmiştir [8].

 

DEĞERLENDİRME


Müellifi konusunda şüpheler olmakla beraber, Menāḳıbü'l-Ḳudsiyye fī Menāṣibi'l- Ünsiyye adlı eser, Elvān Çelebı̇̄ tarafından 1348/49 yıllarında yazıldığı ifade edilebilir. Bu eser, Türk tarihçiliğinin Bābāʾī İsyanı anlatımında temel eser olarak değerlendirilmiş ve akademisyenler arasında bazı ilmî tartışmalara neden olmuştur. Bu eserin, sağladığı verilerin sınırlılığı nedeniyle, Bābāʾī İsyanı'nı anlamak için ana başvuru kaynağı olamayacağı açıktır. Bu isyanı anlamanın en doğru yolunun, ilgili tüm kaynakları karşılaştırmalı olarak incelemek olacağını belirtmek gerekir. Bu Menāḳıb etrafında dönen akademik tartışmalar bir kenara bırakılıp eserin kendisi değerlendirildiğinde, bu tarihsel kaynağın -her ne kadar farklı çalışmaların konusu olmuş olsa da- ciddi bir tarihsel metot ve konuya ilişkin bütüncül bir yaklaşım çerçevesinde yeniden incelenmeyi beklediği görülmektedir.


Menāḳıbü'l-Ḳudsiyye’ye göre Bābāʾī İsyanı'nın sebeplerinin özünü anlamak mümkün olmasa da eserdeki dizelerde geçen ifadeler bazı yüzeysel öngörüler sunabilir. Bu esere göre isyanın sebepleri, Bābāʾī gruplarının devlet başkanının (II. Keyhüsrev) bir sultanın sahip olması gereken vasıflardan (akıl/bilgi, yumuşak başlılık, saadet ve mertlik) yoksun olduğu yönündeki kanaatleri, merkezdeki bazı yöneticiler ile ilişkilerinin kötü olması (ki bunun rasyonel nedenlerinin ne olduğu sorusunun yanıtının eserde açıkça geçmediği belirtilmiştir) ve şehir halkı ile göçebe Türkmenlerin ortak çıkarlarının yerel veya merkezî otorite tarafınca zarara uğratılmış olma ihtimalidir.

 

KAYNAKÇA

 

Erünsal, İ. E. (2004). Menâkıbü’l-Kudsiyye. TDV İslâm Ansiklopedisi’nde. TDV İslâm Araştırmaları Merkezi. Erişim tarihi ve linki: Haziran 4, 2024, https://islamansiklopedisi.org.tr/menakibul-kudsiyye 


Erünsal, İ. E., & Ocak, A. Y. (1996). Öğretirken öğrenmek: Sayın M. Tulum'un tenkidine cevabımız. İlmî Araştımalar, (3), 123-182.


Gölpınarlı, A. (1972). Mevlânâ Müzesi yazmalar kataloğu III. Türk Tarih Kurumu Basımevi.


Tulum, M. (2000). Tarihî metin çalışmalarında usul: Menâkıbu’l-Kudsiyye üzerine bir deneme. Deniz Kitabevi.


DİPNOTLAR


[1] Söz konusu eserin adı, Menâkıbu'l-Kudsiyye fî Menâsıbi'l-Ünsiyye: Baba İlyas-ı Horasânî ve Sülâlesinin Menkabevî Tarihi’dir.

[2] Erünsal ve Ocak (1996), bu kaynak eser için “menkabevi tarihçe” ifadesini kullanmaktadır (s. 125).

[3] Bu yazma eserin tek bir nüshası olup, bu nüshanın doğrudan Elvān Çelebı̇̄’nin kaleminden çıkıp çıkmadığı konusu şüphelidir (Erünsal, 2004).

[4] Sultan-Şeyh buluşmalarının ilki, 6a numaralı varaktaa belirtildiği üzere Sultan’ın lütuflarıyla sonlanır: "Şeyḫi dutdI şefīʿ bes sulṭān / Eydür iy şāh-ı ʿālem-i ʿirfān / Dilerem Ḥaḳ'tan alasın sucumu / Ḫod görürsin daşumı vü icümi / On yidi pāre kend vaḳf olsun / Ḥaḳ Taʿālā ḳabūl dek ḳılsun / Şeyḫ virdi rıżā ḳabūl itdi / İstinʿanāt diledi Şeh gitdi / Eyle kim varlıġına ṭoldı Şeyḫ / Sanasın şāh-ı şeyḫ oldı Şeyḫ". İkinci Sultan-Şeyh buluşması, 20a numaralı varakta şu satırlarla anlatılır: “Şeyḫi görmege geldiler ḫalvet / Şeyḫ bunlara gösterdü ḳudret”. Mertol Tulum (2000) ilk buluşmadaki şeyhin Dede Ġarḳın, ikinci buluşmadaki şeyhin ise Bābā İlyās olduğunu belirtir (s. 130).

[5] Mehmet Tulum'un yaptığı karşılaştırmalı analize göre, gerçek adı belirtilmeden, hakaret edilmiş bir şekilde adı geçen bu kişi muhtemelen Rūzbe'dir (Tulum, 2000, s. 139-140).


[6] Menāḳıb'ta bahsedilen, Köre Ḳaḍı -kitabın ifadesine göre “ḳaḍı-yı Cat” (Günümüzde Cat/Çat Nevşehir sınırları içerisinde kalmaktadır)- ve Rūzbe'nin, Bābā İlyās'ın atını istemesi olayı bu rasyonel sebeplerden birisi olarak düşünülebilir fakat yine de bu örneğin tek başına, Türkmenlerdeki genel huzursuzluğu açıklaması pek makul değildir. Bu sadece müstakil bir hadise niteliği taşımaktadır. Türkmenlerdeki (ve belki de şehirlilerdeki) hoşnutsuzluğun, daha aslî toplumsal nedenlere dayandığı ve birikmiş olduğu sezilmektedir. En genel bağlamda, bu huzursuzluğun esasının -Menāḳıbü'l-Ḳudsiyye'ye göre- 'haksızlık' olgusu etrafında şekillendiği iddia edilebilir.

[7] Her ne kadar metinde, Türklerin ve şehirlilerin isyanda birlikte rol oynadıkları belirtilse de başlamış olan bir isyan hareketi karşısında şehirlinin "katılmama" fırsatlarının ne ölçüde olduğu da dikkate alınmalıdır. . Yani kentlilerin isyanda doğrudan "başlatıcı" veya "gönüllü katılımcı" rolü oynadıkları yönündeki yorum yanıltıcı olabilir.

[8] Her iki güruhu da birlikte rahatsız edebilecek etkenlerin neler olabileceği sorusu düşünüldüğünde akla mali yükler/vergilendirme meselesi gelebilir. Ama yine ifade edilmelidir ki bu Elvān Çelebı̇̄'nin değil biz tarihçilerin kanaati olacaktır.


[Kapaktaki görsel Wix Medya Dosyaları'ndan alınmıştır.]

toplumsal bellek
TAKİPTE KALIN!

Takipte kaldığınız için teşekkür ederiz!

  • Youtube
  • Instagram
  • X

© 2024, Her hakkı saklıdır. Yazıların yasal yükümlülükleri, yazıların yazarlarına aittir. Yazılardaki düşünceler Toplumsal Bellek'i bağlamaz; savunulan fikirler doğrudan yazarlarına aittir.

ULAK| "Haberdar olun..."

bottom of page