
31 Ağu 2024
Emre Coşkun yazdı.
Yazının Editörleri: Edanur Şekercioğlu - Eylül Kaya
Öz
II. Mehmed, Osmanlı Devleti’nin ve Türk tarihinin önemli mareşallerinden biridir. Özellikle 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra yıpranan devleti İstanbul’un fethi ve sonrasında yaptığı fetihlerle ayağa kaldırması Osmanlı tarihi için dönüm noktası olmuştur. II. Mehmed ilk olarak on iki yaşındayken babası Sultan II. Murad’ın tahttan feragat etmesi ile hükümdar olmuş ve 1446 Buçuktepe İsyanı’na kadar egemenliğini sürdürmüştür. Tahta çok genç yaşta çıkmasının getirdiği tecrübesizliği ve Osmanlı’nın içinde bulunduğu krizler onun için oldukça zorlu bir dönemi başlatmıştır. Fakat ifade edilmesi gerekir ki, II. Mehmed’i Fatih Sultan Mehmed yapan dönem bu iki yıl süren hükümdarlığıdır. Her türlü devlet hadisesini ve özellikle farklı dengeleri tecrübe eden II. Mehmed 1451 senesinde başlayacak olan hükümdarlığının alt yapısını burada atmıştır. Bu makalede ilk olarak II. Mehmed’in ilk hükümdarlığında karşılaştığı zorluklar ve devletin sürüklendiği "iki başlılık" açıklanacak, ardından sürecin sonunda Buçuktepe İsyanı ile genç sultanın nasıl tahttan indirildiği izah edilecektir.
Giriş
Kaynaklarda II. Mehmed’in doğum tarihi hususunda ihtilaflar vardır (Uzunçarşılı, 2023, S.452). Bu ihtilaflara rağmen genel kabul ise II. Mehmed’in 30 Mart 1432’de doğduğu yönündedir (Emecen, 2023, s. 91). Bir diğer ihtilaf ise II. Mehmed’in annesi olan Hüma Hatun’un hangi etnik kökenden geldiğidir. Hüma Hatun’a dair kesin olarak söylenebilecek tek husus II. Murad’ın sarayında bir cariye olduğudur (Emecen, 2023, s. 91). Diğer hususlar hakkında bir şey söyleyebilmek, kaynaklar göz önünde bulundurulduğunda, oldukça zordur. II. Mehmed’in çocukluk dönemine bakıldığında hem konunun asıl noktası olmaması hem de kaynakların kısıtlılığı sebebi ile ele alınacak konu görece azdır. II. Mehmed’i ‘Fatih’ olmaya hazırlayan şartlar, 1443 yazında Manisa Saruhan sancağına gönderildiği dönemde oluşmaya başlamıştır (İnalcık, 2021, s. 115). Manisa günleri, II. Mehmed’in hem devlet idaresine dair meseleleri görmeye başlaması hem de şahsi eğitiminin gelişimi açısından oldukça mühimdir. II. Mehmed’in, Saruhan sancağında olduğu bu dönemde Karamanoğlu İbrahim Bey, Osmanlı toprakları üzerine yürümüştür. Veliaht olan Şehzade Alaeddin ise Amasya sancağını yönetmekteydi. Sultan II. Murad, Karamanoğullarının bu saldırısını haber aldıktan sonra, ordusunun bir kısmını Rumeli’de bırakarak oğlu Alaeddin ile birlikte Karamanoğullarının üzerine yürümüştür. Şehzade Alaeddin, bu savaşta Osmanlı ordusunun ileri harekâtını büyük çoğunlukla idare etmiş, bölgede şimdiye kadar görülmemiş bir yıkım yapılmıştır (İnalcık, 2023, s. 62). Bu savaştan sonra ise Karamanoğlu İbrahim Bey çeşitli yollara başvurarak kendini affettirmiş ve eski şartlar yeniden tesis edilerek barış sağlanmıştır (Zinkeisen, 2011, s. 97). Esasen II. Murad’ı tahttan uzaklaşmaya iten süreç tam olarak burada başlamıştır (İnalcık, 2023, s. 62). Oğlu Alaeddin Amasya sancağına, kendisi ise payitaht Edirne’ye döndüğünde üst üste kötü haberler gelmiştir. Kötü haberlerden ilki Macarların tekrardan saldırıya geçtiğidir, ikincisi ise yerine düşündüğü Şehzade Alaeddin’in vefat ettiği haberidir (Cezar & Sertoğlu 2021, s. 312).
II. Mehmed’in Tahta Geçişine Kadar Yaşananlar
Şehzade Alaeddin’in ani vefatı ve Macar kuvvetlerinin saldırısını haber alan Sultan II. Murad, tabii olarak süreçten oldukça fazla etkilenmiştir. Macarlarla ilgili yaşanan tedirginliğin muhtemel sebeplerinden biri seferden yeni dönülmüş olması ve eyalet askerlerinin de memleketlerine dağılmış olmasıdır (İnalcık, 2021, s. 116). Dolayısıyla bu durum düşünüldüğünde Macar ordularının Tuna Nehri’ni aşmış olduklarını öğrenmek elbette telaşa sürükleyici bir durum olmuştur. Orduların ilk çarpışması Niş civarında Morova’da yaşanmıştır (Cezar & Sertoğlu, 2021, s. 308). Niş’te yaşanan bu muharebeyi Sultan II. Murad Sofya’da takip etmiştir (Uzunçarşılı, 2023, s. 422). Muharebeyi Osmanlı kuvvetleri kaybedince Sultan II. Murad Sofya’da tutunmanın zor olacağı kanaatine varmış ve şehirden ayrılmıştır. Daha sonrasında şehir işgal edilince Macarların durdurulması için Sultan II. Murad harekete geçmiştir. İzladi Muharebesi olarak adlandırılan bu savaşın kış mevsimine tesadüf etmesi sebebi ile (Aralık 1443) her iki taraf içinde zorlu şartları beraberinde getirmiştir. Bu zorlu şartlarda yapılan muharebede Osmanlı ordusunun direnç göstermesi, Macar kuvvetlerinin geri çekilmesine sebep olmuştur (İnalcık, 2021, s. 116). Geri çekilen kuvvetleri, Osmanlı ordusu takibe almış ancak pusuya düşürülmeleri sebebiyle Rumeli beylerbeyi Kasım Paşa ve II. Murad’ın eniştesi Mahmud Çelebi esir düşmüştür (Uzunçarşılı, 2023, s. 423). Devletin ne durumda olduğunu açıkça ortaya koyan bu tablo, Sultan II. Murad’ı da derinden etkilemiştir. Kaynaklardan anlaşılıyor ki durumun bu noktaya gelmesinde bazı hadiselerin etkisi oldukça fazla olmuştur. Ancak neredeyse tüm kaynaklarda zikredilen sebep, ümera arasında vuku bulan geçimsizliktir. Bu geçimsizliğe örnek olarak, akıncı kumandanı Turahan Bey ve Rumeli beylerbeyi Kasım Paşa arasında ki tartışmayı zikretmek yeterli olacaktır. Zira Turahan Bey’in savaş boyunca olan isteksiz hâl ve hareketleri ile geri çekilmek gerektiğini ifade etmiş, bu isteksiz ve dikkatsiz tavırların sonunda netice itibari ile Osmanlı ordusu pusuya düşürülmüş ve mağlup olmuştur (İnalcık, 2021, s. 116). Bunların tümünü değerlendiren Sultan II. Murad barış yapılması gerektiği kanaatine varmış ve netice olarak Edirne-Segedin Muahedenamesi üzerinde mutabakata varılmıştır.
II. Mehmed’in Tahta Çıkışı ve Varna’ya Giden Süreç
II. Mehmed’in cülus tarihi ile ilgili farklı kayıtlar mevcuttur. Bu kayıtlardan birine bakılacak olunursa, Gazavât adlı esere göre II. Murad İzladi Muharebesi’nden dönünce ivedilikle II. Mehmed’i Edirne’ye çağırmıştır (İnalcık, 2023, s. 66). Tahta çıkışının tarihi net olmamakla beraber II. Mehmed 1444 Mayıs’ında yabancı elçilerin kabulünde II. Murad’ın yanında bulunmuştur. Fakat II. Murad’ın 12 Haziran 1444’te Macar kralına gönderdiği mektupta hükümdarlık vazifesini tam olarak bırakmadığını göstermiştir. Esasen II. Murad’ın tahttan fiilen feragati o dönemde çıktığı Karaman Seferi dönüşüne rastlar. Karamanoğlu ile sulh yapıldıktan sonra Bursa’ya dönen II. Murad, birkaç gün sonra Mihalıç Ovası’na çıkarak tahttan feragatini ilan etmiştir (Cezar & Sertoğlu, 2021, s. 318).
Fiilen sultanlığı eline alan II. Mehmed için sıkıntılı bir süreç başlamış bulunuyordu. Öncelikle 1432 doğumlu olan Sultan, 12 yaşında olmasından ötürü hayli genç yaştaydı. Ayrıca babasının neredeyse görülmemiş bir şey olarak kendi isteği ile tahttan feragati, bununla beraber Çandarlı Halil Paşa gibi devlet adamların mevkilerini kaybetmemek istemesi, II. Mehmed’in otoritesini kuvvetlendirmesini oldukça güçleştiriyordu. Genç sultanın ilk sınavı Orhan adında Bizans’a sığınmış olan bir hanedan mensubunun tahtı ele geçirmek üzere harekete geçmesi ile başladı. Gazavat-ı Sultan Murad, adlı eserin bu konu hakkındaki anlattıklarına bakacak olursak payitahtta telaşlı bir hava oluşmuş ve o esnada II. Murad’ın çağırılması gerektiğini söyleyenler dahi olmuştur (Emecen, 2023, s. 109). Yaşananlar göz önünde bulundurulduğunda Sultan II. Mehmed’in otoritesini henüz tesis edemediği ve tesis etmenin de o koşullarda çok mümkün olmadığı açıktır. Daha sonra Rumeli beylerbeyi ve sultanın yakını olan Şehabeddin Paşa’nın aldığı önlemlerle Orhan, İstanbul’a dönmüş dolayısıyla mesele de tehdit olmaktan çıkmıştır. Orhan bahsinin sonrasında peş peşe payitahtta Hurufi Ayaklanması ve Edirne Yangını yaşanmıştır. Bu yaşananların üzerine bir de Macarların sulhu bozduğu ve kuvvetleri ile Vidin civarına vardığı haber alınınca devlet gerçek manada sıkıntı ile karşı karşıya kalmıştır. Vaziyet karşısında Çandarlı Halil Paşa ve efradı II. Murad’ı ordunun başına davet etmek için harekete geçmiştir. Çokça zikredilen: "Eğer sizler padişah iseniz memleketi ve tebaanızı kâfir hücumundan muhafaza için gelmeniz vacibdir. Eğer biz padişah isek Sultan'a itaat ve emrini yerine getirmek sizin üzerinize yine vacibdir." ifadesine de değinmek gerekirse çağdaş kaynaklarda II. Mehmed’in tam anlamı ile böyle bir mektubu yoktur. 17. yy kaynağı olan Müneccimbaşı Tarihi’nde yer alan bu kayıt ile benzerlik gösterebilecek bir diğer ifade Tevarih-i Al-i Osman’da yer alan "Eğer bu diyarın şehriyarisen gel vilâyetünü himâye eyle ve eğer raiyet olmaya rağbet etdünse anın hükmüne reâyet eyle" ifadesidir (İnalcık, 2023, s. 77). Fakat II. Murad’ın payitahta daveti hadisesi, bazı metinlerde ima edildiği gibi genç sultanın, "kendi istek ve niyeti" ile değil devletin içerisinde bulunduğu durumdan mütevellit zorunluluk esası ile olmuştur. II. Murad’ın ikna olmasından sonra zorlu şartlar altında payitahta varılmıştır. O vakit genç sultan bir adım atarak Çandarlı Halil Paşa’yı çağırmış ve II. Murad’a Edirne’de kalmasını söylemesini, kendisinin de gazâ etmek üzere kafirlerin üstüne gideceğini buyurmuştur. Çandarlı Halil Paşa’nın ise "Elhamdülillah padişahımız geldi, şimdengerü tedbir anundur, o nice derse öyle olur (Haz. İnalcık & Oğuz, 1989, s. 78).’’ şeklinde cevap vermesi genç sultanın otoritesini tescil ettirmekte ne kadar zorlandığını göstermekteydi. Paşanın bu tepkisinin üzerinde II. Murad’ın yanında bir kez daha bu bahsi açan genç sultan, bir kere daha olumsuz yanıt almıştır. II. Murad, oğlunun ısrar dolu bu sözleri Çandarlı Halil Paşa’dan öğrendiğini düşünmüştür. Bu sebeple II. Murad, Çandarlı Halil Paşa’ya tepki gösterince Paşa, genç Sultan’ı uyardığını fakat buna rağmen engel olamadığını ifade etmiştir. Devamında ise "Amma padişahım zarar etmez delikanlıdır, bilmez, yoksa gayrı bir muradı yoktur, olsa elbette ben haberdar olurdum." diyen Paşa, açık olarak genç sultanın "delikanlı" olarak görüldüğünü aktarmıştır. II. Murad sefere gidince genç Sultan, payitahtta kalarak savaş meydanından gelecek haberleri beklemiştir.
Varna’dan Buçuktepe’ye II. Mehmed
Osmanlı ordusu Varna’da galip gelince genç sultanın hükümdarlığı açıkça gölgelendi. Bunun öncesinde bahsedilen şekilde II. Murad’ın orduyu kumanda edecek olması da genç sultanın otoritesini yıpratmıştı. Tam bu noktada tarihçilerin bir kısmının tartıştığı II. Mehmed’in hükümdarlığını devredip devretmediği sorusu gündeme gelmektedir. Eğer II. Murad Varna’ya hükümdar olarak gitmişse II. Mehmed, 1444 Baharı 1445 sonu ve 1451 Şubat’ı olmak üzere 3 kere tahtı almış olmaktadır (Uzunçarşılı, 2023, s. 439-441). Halbuki Varna’da kazanılan zafer için gönderilen fetihnamelerde II. Mehmed’in adı geçmektedir. Dolayısıyla II. Murad’ın sefer sonrası Edirne’de kaldığı dönemde oğlu II. Mehmed’in yerine tahtı devraldığına dair kaynaklar da doğru olmayacaktır (Emecen, 2023, s. 118). Fakat II. Murad’ın Varna’da kazandığı zaferle oğlunun tahtını gölgelemiş olması halk ve devlet işleri nezdinde belirli davranışları beraberinde getirmiştir. II. Murad, Edirne’den ayrılarak Manisa’ya dönmüş olmasıyla devlet tam manası ile çift başlılık kazanmış ve Venedik kaynaklarına da bu hadise tesir etmiştir (Emecen, 2023, s. 119).
"Rumeli Sultanı" olarak anılan genç sultanın bazı kararlarından zarar görenler, "Anadolu Sultanı" olarak anılan II. Murad’ın yanına gidiyordu. Esasen II. Mehmed’in müstakil otoritesini tesis etmesine engel olan durumların başında da bu geliyordu. Devlet iki parça halinde otorite bölünmesi yaşamış etraftaki çevreler de kendi menfaatlerine göre taraf olarak bu parçalanmayı körüklemişlerdi. II. Murad’ın mutlak otorite sağlamak gibi bir niyeti olmadığı açık olsa da devletin aklı selim tarafı olarak payitahtta bıraktığı Çandarlı Halil Paşa, buradan güç alarak otorite oluşturuyordu. II. Mehmed taraftarı olan vezirler ise aldırdıkları kararlar ile otoritelerini göstermeye çalışıyordu. Bu kararların içinde komşu ülkelere karşı takınılan saldırgan tutum için Manisa’da bulunan İshak Paşa’ya şikayetler geldiği, II. Murad’ın da bu vesile ile oğlunu azarladığına dair kaynaklar da mevcuttur. Özellikle Batılı devletler bu durumlardan yararlanmaya çalışmıştır. Örneğin; Venedikliler barışı sağlamak adına genç sultan ile anlaşmış ancak Venedik Senatosu, anlaşmanın II. Murad’a da onaylatılacağına dair söz verilmesinin önemine dikkat çekmiştir (Babinger, 2021, s. 121). Bu süreçte genç sultan başka adımlar da atmış, örneğin ulema ile ciddi ilişkiler kurmuştur.
İstanbul’un fethi için en önemli hamle zihinlerde fethin başarılı olabileceğini inandırmak olduğu düşünülürse yerinde bir hamle olduğunu söylemek doğru olacaktır.
Buçuktepe İsyanı ve II. Mehmed’in İlk Hükümdarlığının Sonu
Devletin Manisa ve Edirne arasında yaşanan gerilimden ötürü iyice yıprandığı aşikardı. Onun haricinde Devlet, İzladi’den sonra yaşanan buhran ve Varna’da yapılan masraflardan ötürü oldukça fazla tetiklenmiştir. Genç sultanın çevresindekiler de durumun farkındaydı ancak devlet gelmiş olduğu noktada üç ayda bir ödemesi gereken ulufeleri altı ay olmasına rağmen ödeyememiştir. II. Mehmed, bu durumdan ötürü akçenin içindeki gümüş miktarını azaltmıştır. Dolayısıyla yeniçerilerin aldıkları maaş, kayba uğramış demek oluyordu. Bu durum Çandarlı Halil Paşa için fırsat doğurmuştur (İnalcık, 2023, s. 96). Paşa’nın yakınlarından Yeniçeri Ağası Kurtçu Doğan, bu vesile ile ulufelerine yapılan işlemden ötürü isyanı başlatmıştır. İsyancılar ilk hedef olarak Erdel Seferi’nde yoldaşlarının ölmesine vesile olduğunu düşündükleri Şehabettin Paşa’yı seçmiştir (İnalcık, 2023, s. 97). Paşa, II. Mehmed’in en yakınlarındandı. İsyancılar, konağına kadar gitmiş ancak Paşa bir vesile ile kaçabilmiştir. Bu sırada Bursa’da bulunan II. Murad’ı da Çandarlı Halil Paşa, gizlice payitahta davet etmiştir (İnalcık, 2023, s. 98). Bunun altyapısı olarak da II. Mehmed’i uzun sürecek bir ava çıkartmıştır. Genç sultan avdayken II. Murad payitahta gelmiştir. Ancak sarayda değil Saruca Paşa’nın evinde konaklamıştır. Babasının geldiğinden ve durumlardan haberdar olan II. Mehmed’in esasen yapabileceği fazla durum yoktu. Yeniçeriler açıkça Çandarlı Halil Paşa’nın istediği şekilde hareket etmiş, genç sultanı ve ekibini duruma razı etmiştir. Sonuç olarak II. Mehmed, babasına tahtı bırakmaktan başka çare bulamamıştır.
Sonuç
II. Mehmed 1444 yılında başlayan ilk hükümdarlığında oldukça fazla zorlukla karşılaşmıştır. Yaşının çok genç olması ve devletin bulunduğu zor durum hükümdarlığını oldukça kötü etkilemiştir. Üstüne üstlük tahta çıkışından kısa süre sonra Varna Muharebesi’ne babasının liderliğinde gidilmesi onun hükümdarlığını gölgelemiştir. Babasının payitahtta kalmayarak Manisa’ya dönmesi II. Mehmed’in hükümdarlığı için önemli olsa da bu sefer devletin "iki başlılık" yaşamasına neden olmuştur. Çandarlı Halil Paşa’nın II. Mehmed’in yerine babası II. Murad’ı tekrar tahta çıkarmak için kolladığı fırsat, akçelerin kırpılması ile eline geçmiştir. Buçuktepe İsyanı dolayısıyla tekrar payitahta gelen II. Murad, bu sefer idareyi eline almış II. Mehmed tekrar sancağa dönmek zorunda kalmıştır. Bu süreç Osmanlı Devleti için özellikle iki önemi beraberinde getirmiştir; Birincisi, Bizans’ın elinde bulunan Şehzade Orhan tehlikesine karşı II. Mehmed’in meşruluğu ve hükümdar olması gerektiği, babası vesilesiyle tescil ettirilmiştir. İkincisi ise II. Mehmed ilk hükümdarlığında karşılaştığı bu zorluklardan ötürü ikinci hükümdarlığına dair tecrübe elde etmiş olmasıdır. Babasının Varna’da kazandığı zaferin ötesi için İstanbul’un fethine odaklanmış ve 1446-1451 yılları arasında ki şehzadeliği döneminde kendini geliştirmiştir.
Kaynakça
Babinger, F. (2022). Fatih Sultan Mehmed ve zamanı (2. Bsk.). Alfa Yayınları.
Cezar, M. Sertoğlu, M. (2021). Mufasssal Osmanlı tarihi (Cilt I) (2. Bsk.). Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Emecen, F. M. (2023). Fetih ve kıyamet 1453 (2. Bsk.). Kapı Yayınları.
İnalcık, H. (2023). Fatih devri üzerinde tetkikler ve vesikalar I (2. Bsk.). Kronik Yayınları.
İnalcık, H. (2021). İki karanın sultanı, iki denizin hakanı Kayser-i Rum: Fatih Sultan Mehemmed Han (5. Bsk.). Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Uzunçarşılı, İ. H. (2023) Osmanlı tarihi (Cilt I) (14. Bsk.). Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Zinkeisen, J. W. (2011) Osmanlı İmparatorluğu tarihi (Cilt I) (1. Bsk.). Yeditepe Yayınları.
[Kapaktaki görsel yapay zeka desteği (Microsoft Copilot)ile üretilmiştir.]